Google
« Önceki | Sonraki »

9/5/2008

OSMAN GAZİ’NİN OĞLUNA VASİYETİ

 

            “Ey oğul! Her işten önce din işlerine dikkat et. Zira farzlara dikkat, din ve devletin güçlenmesine sebeptir. Din hizmetlerini; dikkatli olmayan, itikadı bozuk ve doğru yoldan sapmış, büyük günahlardan kaçınmayana, helale-harama dikkat etmeyen sefihlere ve tecrübesiz kişilere bırakma!.. Zira yaratandan korkmayan, yaratandan hiç korkmaz. Büyük günahlara devam eden kimsede sadakat olmaz. Böyle kişilerin sadakati olsa ümmeti olduğu Peygamber-i Zişan’ın tebligatı üzere hareket ederdi.

 

            Zulümden, bid’adten sakın. Zulme ve bid’ate teşvik edenleri devletinden uzaklaştır. Çünkü böyleleri seni  ze va le  uğratmış olurlar. Beytü’l-mali koru. Devletin servetini çoğaltmaya çalış!.. Şer’-i şerif’in sana ait olanına kanaat et, ihtiyaçlarından ve gerekli olanlardan başka lüzumsuz yere telef etme, israftan kaçın.

 

            Askerinle, malınla gururlanma. Zira onlar Allah yolunda cihad, milletin işlerinin yerli yerinde görülmesi ve cihana adalet ve fazilet yayman için vasıtadırlar. Sadakatle ve Allah rızası için çalışan devlet erkanını koru!.. Vefatlarından sonra böyle kimselerin çoluk-çocuğuna bak, ihtiyaçlarını karşıla!.. Halkından hiç kimsenin malına tecavüz etme!.. Hak edenlere yardım elini uzat. Böylelerin yakınlarını sıkıntıdan kurtar…

 

            Asker erkanını iyi koru!.. Alimler, fazıllar, san’atkarlar, edipler; devletin bedeninin gücüdür. Bunlara iltifat ve ikramda bulun. Bir kemal sahibi işitince onunla yakınlık kur, dirlikler ver ve ihsan eyle!.. Hükümetinde ulema, fazıl kimseler, erbab-ı maarif çoğalsın, siyaset ve din işleri nizam bulsun!..

 

            Benden ibret al ki, bu diyarlara zayıf bir bey olarak gelip hak etmediğim halde bunca inayet-i Celile-i Rabbaniye’ye mazhar oldum. Sen de benim yolumdan git ve bu din-i Muhammedi’yi ve arkadaşlarını ve başka sana tabi olanları koru…

 

            Allahü Teala’nın kullarının hukukunu gözet!... Senden sonrakilere böyle nasihat etmekten geri durma. Adalet ve insafa riayet et. Zulmü kaldırmaya devam ile her işe teşebbüste Allah’ın yardımına güven….(Osmanlı Tarihi, Çamlıca Basım Yayın)

12/4/2008

SALAVAT-I ŞERİFE

 

            “Şüphesiz ki Allah’ü Teala ve melekleri O Peygamberi Zişana çok salat ve selam ederler. Ey iman edenler(Ne duruyorsunuz) Siz de ona sala-ü selam edin, tam bir teslimiyetle teslim olun” Ahzap Suresi Ayet 56.

 

            SALAT : Allah’tan rahmet, meleklerden istiğfar, mü’minlerden dua manasına gelir. Çok salavat-ı şerife okumak, okuyanın Peygamberi ile ünsiyet etmesine sebeptir. Kişinin Ümmeti Muhammed’ten olduğuna delalet eder ve Efendimize (S.A.V.) yaklaşmaya vesiledir. O kimsede Peygamber sevgisi olduğunu gösterir. Kişi sevdiğini çok anar.” Hadis-i Şerifi buna delildir.

 

            Efendimiz (S.A.V.) bir Hadis-i Şeriflerinde şöyle buyuruyorlar.

            “Ey İman edenler! Kıyametin korku ve dehşetinden kurtulanlar bana çok salat-ü selam getirenlerdir. Zira Allah’ü Teala’nın rahmeti ve meleklerin salat-ü selam getirmesi bana kafidir. Ancak Allah’ü Teala sevap vermek için mü’minlere salat-ü selamı emretmiştir.” Deylemi

 

“Habibim! Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.” Ayetinin sırrına sahip olmakla onun hazinesi zaten Rahmeti ilahi ile doludur. Getirilen salavatı şerifler o, dolu hazinenin taşmasına vesile olur da birçok hayır ve bereket olarak tekrar sahibine avdet eder.(döner)

 

Sıddık-ı Ekber(R.A) Hz. Leri de :

            “Resulullah(S.A.V.) üzerine salavat-ı şerife getirmek, soğuk suyun ateşi söndürdüğü  gibi günahları yok eder.”buyurmuştur.  Ruhulbeyan C.7. Sh.224

 

                Sufyan-ı Sevri(R.A.) anlatıyor.

            “Beyt-i Şerif’i(Kabe’yi) tavaf ederken birini gördüm; devamlı salat-ü selam okuyordu.

-                     Neden tesbih ve tehlil ile meşgul olmuyorsun da devamlı salavat okuyorsun. Bir bildiğin mi var? Dedim. Bana :

-                     Allah (c.c) sana afiyet versin. Sen kimsin? Dedi. Kendimi bildirdim.

-                     Sen bu zamanın ulamasından olmasaydın, sana bu sırrı söylemezdim, dedi ve ilave etti:

-                     Babamla beraber Hac yolculuğuna çıkmıştık. Babam bir konakta hastalanıp öldü. Yüzü siyah bir hal aldı, gözleri dışarı fırladı, karnı şişti…… Ben ağlayarak “Biz Allah içiniz ve hepimiz O’na döneceğiz”(Bakara Suresi 158) mealindeki ayeti kerimeyi okudum ve “Babam gurbette şu acaip halde öldü.” dedim ve yüzüne bir perde çektim. O sırada üzerime bir ağırlık geldi, uyumuşum. Rüyada güzellikte benzeri bulunmayan bir zat gördüm.

-                     Ondan güzel bir yüz, o kadar temiz elbise ve ondaki kokudan daha güzel bir koku bilmem. O zat beni babamdan uzaklaştırdı, babamın yüzünden örtüyü kaldırdı ve yüzünü eliyle sığadı.

-                     Babamın yüzü bembeyaz oldu. Sonra karnını meshetti, karnı eski haline geldi. Sonra dönüp gitmek istedi. Önüne geçtim ve:

-                     Efendim siz kimsiniz? Bu gurbet diyarında ölen babama rahmet olarak sizi gönderen kimdir? Dedim. Buyurdu ki:

-                     Beni tanımadın mı? Ben, Muhammed Resullullah’ım. Senin babanın çok günahı vardı. Lakin benim üzerime çok salavat getirirdi. Getirmiş olduğu salavatlar bana gelip, kendisine yardım etmemi istediler. Ben dünyada benim üzerine çok salavat getirenlerin yardımcısıyım.”  Buyurdu. Uyandığımda gördüm ki, babamın yüzü ağarmış, karnının şişi inmiş ve babam eski haline dönmüştü. İşte ondan beri salavat-ı şerifeyi çok okurum, dedi.   R.Beyan C7 Sh:225

Okunan salavat-ı şerifler dua ve ibadetlerin kabulüne sebeptir. Efendimiz(S.A.V) buyuruyorlar ki:

“Bütün dualar bana salavat getirinceye kadar muallakta kalır” Beyhaki

“Hiçbir dua yoktur ki Allah’ü Teala ile arasında perde olmasın. Muhammed(A.S.) ve ali Muhammed üzerine salavat getirilirse perdeler kalkar ve dua icabet makamına ulaşır. Salavat getirilmezse o dua geri döner” R.Beyan C7 Sh:230

 

           Burada anlamamız gereken bir incelik vardır. Bizlerin günahkar ağızlarımızla yaptığımız dua ve ibadetlerimiz Cenabı Hakkın huzuruna arz edilmeye layık değildir. Ancak Allah’ımızın sevgilisi olan Efendimiz(S.A.V.)’in adıyla, onun eliyle gittiği zaman onun hürmetine Cenabı Hakkın muhabbeti ve rahmeti zuhur eder ve kabule şayan olur.  Dikkat edilirse, namazın sonunda tehıyyatta “Esselemü aleyke eyyühennebiyyü” diyerek Efendimiz (S.A.V.)’e selam  veriyoruz. Tehıyyattan sonra tekrar “salli ve barik” okuyoruz.  Namazların farzı veya son sünneti tamamlanınca müezzin “Ala Rasuline salavat” diyerek bizleri salavat-ı şerifeye teşvik ediyor.

 

            Efendimiz(S.A.V.) buyuruyorlar ki:

            “Günlerin en faziletlisi Cuma günüdür. O gün Hz. Adem yaratıldı. Kıyamet o günde kopar. Cuma günü bana fazla salavat getiriniz. Zira salavatlarınız bana arz olunur.” Büyük Salavat-ı Şerifeler ve Kerametleri(A.EROL)

 

                Özellikle Salatı Nariye, Münciye ve Fethiyeyi öğrenmeli ve çok okumalıyız. Salatı Münciye’nin kısaca manası şöyledir.

 

         “Allah’ım Efendimiz Hz. Muhammed(S.A.V.)’e ve Ehli Beytine sen Salat et, Rahmet et, Öyle bir Rahmet ki onunla bizi bütün afet ve korkulardan kurtar, Ve O Rahmetle bütün ihtiyaçlarımızı gider, Onunla bütün günahlarımızı temizle, O Rahmetin sayesinde. Senin indi ilahinde, nezdindeki derecelerin en ulvisine yücelt, Yine O Rahmet sebebiyle dünya ve ahirette bizleri bütün hayırların tamamına ulaştır, Muhakkak sen her şeye kadirsin.”

 

SALAT-Ü SELAM EFENDİMİZ(S.A.V.)

ÜZERİNE OLSUN.

 

 

 

 

 

28/3/2008

DÜNYA İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER

"Dünya mü'minin zindanı, kafirin cennetidir."(Müslim)

"Mes'ud o kimsedir ki, dünya onu terk etmeden, o dünyayı terk etmiştir."

"Arzusu ahiret olup ahiret için çalışan hakkında, Allahü Teala: "Ey Dünya! Bana hizmet edene hizmet et. Sana hizmet edeni kendine hizmetçi yap" buyurdu."


"Paraya, yiyeceğe tapan kimseye yazıklar olsun"

"Mal ve şöhret hırsının insana zararı, koyun sürüsüne giren iki aç kurdun zararından çoktur."


"Bir kulun kalbinde dünya muhabbeti olursa Allahü Teala onu üç bela ile belalandırır:
1- Tul-ü emel(uzun istekler)
2- Sonu olmayan fakirlik(ne kadar çoğalsa az görür)
3- Kurtulmak kaabil olmayan sıkıntılı dünya meşguliyeti."(Mihnet ve meşakkatten kurtulamaz.)(Ramuz 375/9)

"
Dünyayı terk et ki, Allahü Teala seni sevsin! İnsanları malına göz dikme ki, herkes seni sevsin!"

"Dünya için burada kalacağınız kadar, ahiret için de orada kalacağınız kadar çalışın."

"Dünyayı seven ahiretine, ahireti seven dünyasına zarar verir. Siz bakiyi faniye tercih ediniz."

"Dünya cazip bir yeşilliktir. Allahü Teala ne yapacağımızı görmek için sizi buraya getirdi."

"İsrailoğulları servet ve refaha kavuşunca elbise, güzel koku, çeşitli süs eşyası ve kedınlarla zevke daldılar."

"Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, dünyanın yanında şu koyun ölüsü kadar kıymeti yoktur. Eğer dünyanın Allah yanında sivri sinek kanadı kadar kıymeti olsaydı, ondan kafire bir içim su vermezdi."
(İbni Mace ve Hakim)

"İnsanlar üzerine bir zaman gelir, mescidlerde halka halinde toplanırlar, gayeleri dünya olur. Allah'ın onlara ihtiyacı yoktur. Onların aralarına girmeyin"(Ramuz 503/4) (Namaz ve orucu görünüşe göre kerkes eda edebilir.Lakin Peygamber Efendimiz:"Dinimizin devamı vera(haram ve şüphelilerden sakınmak) iledir." buyurdu.   

"Dünya mü'mine mal olmaz. Zira dünya mü'minin imtihan yeri ve zindanıdır."(Ramuz 206/4)

"Kişiye, her canının istediğini yemek israf olarak yeter"

"İlmi kemale erdiği halde dünyaya rağbetten uzaklaşmayanın ilmi, kendisini ancak Allahü teala'dan uzaklaştırır."

......."İşte Allahü Teala, dünyanın sonunu ademoğlunun yediği yemeğin sonuna benzetmiştir."(Ahmed ve Tirmizi)

"Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi; güzel koku, kadın(ın hukukunu korumak) ve gözümün nuru namaz"

.........."Helalin hesabı, haramın azabı var"

"Helalinden olan dünyalığı, üstünlük ve övünmek için toplayanlar, kıyamet günü Allahü Teala'yı kendilerine gazaplı bulacaklar. Lakin ihtiyacını te'min edip başkasına muhtaç olamayarak, nefsini korumak için kazananlar kıyamet günü yüzleri ayın on dördü gibi parlayarak mahşer yerine gelecekler."

 

"Şükrü eda edilen az mal, teşekküründen aciz kalınan çok maldan hayırlıdır.

"Rızkın hayırlısı kafi, zikrin hayırlı hafi(gizli) olandır."(Sad bin Ebi Vakkas R.A.)
*****************************************************

ALDANMA DÜNYAYA FANİ CİHANDIR BU,
KENDİ AŞİKAR ATEŞİ GİZLİ KÜLHANDIR BU,
GİDEN GELMEZ İKİ KAPILI HANDIR BU,
İNFAFI TERKEYLEME MAKAMI İMTİHANDIR BU


******************************************************
Hadis-i Şerifler ve dörtlük Ankara Fazilet Yayınevinin Dünya Risalesinden alınmıştır.

22/3/2008

HOCA VE ALTINLAR

Hoca merhum, her akşam yatarken:
- Ya Rabbi! Yüz altın isterim.. Doksandokuz olursa almam, derdi.
Hocanın bir de yahudi komşusu vardı. Her akşam hoca komşunun bu şekil
dua ettiğini duyunca denemeye karar verdi. Bir akşam yine hoca merhum
duasını bitirip sonunda da:
- Ya Rabbi! 100 altın isterim, 99 olursa almam, demeye başlayınca daha
evvel damın başına çıkan yahudi bacadan aşağı altınları teker teker atmaya
başladı. Hoca efendi hemen ocağın başına koştu ve gelen altınları almaya
başladı. Hoca 100 altın istiyordu ama, altınların sonu 99 olunca kesildi.
Daha evvel:
— 99 olursa almam, diyen hoca:
— 99'u veren Allah 100'ü de verir, aza şükretmeyen çoğu bulamaz, dedi
ve altınları keseye doldurdu.
Hocaya altınları döken yahudi sabırsızlıkla sabahın olmasını beklemeye
başladı. Sabah oldu, yahudi alelacele hocanın kapısını çaldı ve:
— Hocam akşam altınları bacadan ben atmıştım. Bir şaka yapayım, dedim.
Bakalım hoca efendi sahiden almayacak mı diye denemek istemiştim, falan
diyerek altınları geri istedi.
Hoca merhum:
— Ne münasebet canım! Sen bana Allah tarafından altın atıldığını
duydun ve hemen açıkgözlük yapmak istiyorsun. Ben senden altın falan
istemedim, ben Allah'tan istedim, O da verdi, deyince yahudi ne yapacağını
şaşırdı, doğru kadıya varıp hoca merhumu şikâyet etti.
Nasreddin hocaya gelip:
— Mahkemeye gideceğiz, deyince, hoca:
— Giderim ama, altıma bir at, sırtıma bir kürk isterim, dedi. Yahudi
çaresiz bunları kabullenip bir at bir de kürk aldı hocaya...
Beraber kadının huzuruna çıktılar. Yahudi derdini anlattı:
— Benim paralarımı vermiyor, dedi. Kadı hoca merhuma sordu:
— Ne diyeceksin bu iddialar karşısında? diye. Hoca merhum:
— Kadı efendi, bu adam yalancının tekidir. Bana para falan vermedi. Bu
adam korkuyorum biraz sonra dışardaki ata bile «Benimdir!» diyecektir,
dedi.
Yâhudinîn gözleri bir karış açık:
— Evet, kadı efendi. Dışardaki at da aslında benim, dedi. Hoca merhum:

— Görüyorsun değil mi kadı efendi? Ben ne dedim, korkarım şu
sırtımdaki kürke bile sahip çıkabilir, «O da benimdir» diyebilir. Bu adam
bu kadar yalancı ve düzenbazdır, dedi. Yahudi heyecanla:
— O da benim kadı efendi. Ben verdim buraya gelirken onu, dedi. Hoca
Merhum:
— Ben demedim mi Kadı efendi, dedi. Kadı yahudinin haksızlığına
hükmetti. Yahudi mahkemeden eli boş döndü tabii. İkisi bir yola çıkıp
gitmeye başladılar. Hoca atta, yahudi yürüyor.
Hoca merhumun oyunu burada sona ermişti:
Al atını, kürkünü ve paralarını. Ben senin malına sahip olacak
değilim. Fakat bundan sonra sakın kendini Allah yerine koyayım deme,
diyerek adama biraz da akıl verdi.

22/3/2008

Şunu baştan söylesene

Nasreddin Hoca tarlasında çalışırken oradan geçmekte olan birisi sormuş:
"Bey Amca! Falan köye kaç saatte gidebilirim?" Hoca, bu soruya herhangi bir cevap vermemiş. Adam aynı soruyu üç kere tekrarlamış; ama herhangi bir cevap alamayınca yoluna devam etmiş. Biraz yürüdükten sonra arkadan Hocanın:
"Evlat, gel!" dediğini işitmiş. Adam gelince de Hoca soruyu şu şekilde cevaplandırmış:
"Sen tam üç saatte oraya varırsın," demiş. Adam sinirli bir şekilde
"Be bey amca! Madem biliyordun, şunu baştan söylesene," deyince, Nasreddin Hoca şöyle savunmuş kendisini:
"İyi de, ben senin nasıl yürüdüğünü nereden bilebilirim ki."

30/1/2008

TELKİN(Hoca ve Ölen Kaymakam)

Hoca Merhum Sivrihisar'da hatip iken kaymakam'la aralarında kavga çıkar. Bir müddet sonra da kaymakam ölür. Hoca'ya:

— Hoca Efendi kaymakam öldü, telkinini siz verseniz, derler. Hoca şöyle cevap verir:

— Siz ona telkin verecek bir başkasını bulun, zira benimle kavgalıdır, söylediğimi dinlemez.

29/1/2008

AYYAŞLARI KOVDURTMADI!.

            Kilis’te bir eski dergah… Bu dergahın son şeyhi muhterem ve mübarek bir mürşidmiş. Bir gün talebeleri dergahın duvarı dibinde kafa çeken sarhoşları şikayet etmişler: “Bu ayyaş adamlar dergahın duvarına dayanıp her akşam içiyorlar. Müsaade ederseniz bu akşam hepsini kovacağız. Çekip gitmezlerse pataklayıp buradan atacağız!” Gerçek bir mürşid olan şeyh efendi Olmaz!” demiş. “Asla olmaz!” “Niçin?” der gibi bakmışlar şeyh efendiye ve ondan şu muhteşem cevabı almışlar: “Evladım! Ne kovması, ne uzaklaştırması? Elimden gelse onları duvarın bu tarafına, yani içeriye alacağım. Bizim vazifemiz kaçırmak değil; çekmek, çağırmaktır. Kaybetmeye değil, kazanmaya memuruz!”

 ************************************************************************

Kolay olanı herkes yapar. Önemli olan zoru başarmaktır.

29/1/2008

BÜYÜKLERİN NAMAZI

 

         Hz. Ali (k.v.) namaza duracağı vakit benzi sararır ve vücudu titrerdi.

            “Size ne oluyor. Ya Emire’l-Mü’minin?”  diye sorduklarında:

 

            Allahü Teala’nın, yerlere, dağlara ve göklere arz edip de onların kabulünden kaçındıkları ve benim boynuma aldığım ilahi emaneti teslim zamanı gelmiştir, naıl korkmamayım?” diye cevap verirdi.

 

            Abdest alırken rengi solardı. Bunun sebebini sorduklarında:

 

            “Kimin huzuruna çıkmak için hazırlandığımı bilmiyor musunuz?” diye cevap verirdi.

 

            Hatem-i Esam (r.a.)’a namazından sorulduğunda :

           

            “Vakit yaklaşınca güzelce abdestimi alır, namaz kılacağım yere gider, orada oturur, kendimi maddi ve manevi olarak hazırlar, aklımı başıma alır, sonra namaz için ayağa kalkarım. Kabe’yi iki kaşım arasına, Sırat’ı ayaklarımın altına, cenneti sağıma, cehennemi soluma alır, Azrail’i arkamda ve bu namazı son namazım diye kabul eder, korku ve ümit ile Rabbü’l-alemin’in huzurunda durur, tahkik ile tekbir alır, ağır ağır ve manasını düşünerek Kur’an okurum, tevazu ile rüku eder, huşu ile secdeye kapanırım. Sağ ayağımı diker, sol ayağımı yatırır, üzerine otururum. Namazımı ihlas ile kılarım. Ondan sonra da yine kabul olup olmadığını bilemem.” diye cevap vermiştir.

 

26/1/2008

ALLAH RASULÜ (S.A.V.) 'in AHLAKI VASIFLARI


Ayet-i kerimeler, hadis-i şerifler ve İslâm büyüklerinin mübârek sözlerinin ışığında,
Yüce Rasûlullah (s.a.s.)'ın ahlâkî vasıflarını özetlemeye çalışalım :
* Rasulullah (s.a.s.) güler yüzlü, tatlı sözlüydü,
* Kimseye fena söylemez, kimsenin sözünü kesmezdi,
* Sert değildi, yumuşak idi,
* Edep ve hayâ âbidesiydi,
* İnsan severdi, Dosttu,
* Çok mütevâzi idi. Vâkurdu.
* Boş ve lüzumsuz konuşmazdı.
* Karşısındakini candan dinlerdi.
* Çocukları çok sever ve okşardı. Bir hadisi şeriflerinde şöyle buyururlar : "Büyüklerimize hürmet etmeyen, küçüklerimize merhamet etmeyen bizden
(kâmil ümmetimizden) değildir"[1]
* Fazilet sahiplerine saygı gösterirdi.
* Akrabasını ve komşusunu hatırdan çıkarmaz, onlara ikrâmdâ bulunurdu. Fakat onları kendilerinden üstün, faziletli olanlara tercih etmezdi.
* Cömertti, şefkatliydi,
* Sözünde mutlaka dururdu.
* Dinlemesini, söylemekten fazla severdi,
* Nefsine hâkimdi,
* Beyaz giymeyi tavsiye ederlerdi,
* Namazı noksansız kıldıranların en hafif kıldıranıydı.
* Güleceği zaman mübarek elini, mübarek ağzının üzerine koyardı.
* Kahkaha ile gülmez, fakat daima mütebessim bulunurdu.
* Verilen müjdeler şükrederdi,
* Uyurken mübârek sağ elini, mübârek yanağının altına koyardı.
* Herkesin isteğini mümkün olan ölçüde, yerine getirirdi.
* Eli çok açıktı, cömertliği deryadan farksızdı,
* İlim, hikmet çağlayanı, sabır timsaliydi,
* Atılgandı, tehlikeden korkmazdı, heybetliydi.
* Gelmiş ve gelecek insanların en cesur ve en kahramanı, en kuvvetlisiydi.
* Hanımlarına karşı insanların en yumuşağı ve ikrâmlısıydı. Onlara karşı daima tebessümlüydü,
* Ne yer, ne içerse hizmetçisine de aynısını verirdi, Vefat ederken son anlarında dahi : "Elinizin altındakilere (hizmetçi ve işçilere) iyi davranmamızı, onların haklarını gözetmemizi ve namaza dikkat etmemizi" tavsiye buyurmuştu.[2]
* Sofradan daima doymadan, yarı aç kalkardı.
* Temizliğe son derece ehemmiyet verir ve riâyet ederdi,
* Özel işlerini kendisi yapardı. Döşeği içi hurma lifi dolu deridendi.
* Dünya malına asla rağbet göstermezdi, Bir gün yanında dünyalıktan bahsettiler, Buyurdu ki : "İşitmiyor musunuz? Sâde hayat imandandır"'
* Ekseri yediği arpa ekmeği ve hurmaydı, Allah'ın huzuruna kavuştuğu vakit, evinde az bir arpadan başka yiyecek maddesi bulunmamıştı.[3]
* Kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdı,
* Çok adildi.
* Sosyal adaleti ve kardeşlik hukukunu en güzel o uyguladı.
* Çalışmaya, ilim ve irfana, icad ve keşiflere teşvik etmiştir.
* Daima Hakk'ın ve haklının yılmaz savunucusuydu.
* Zulüm ve sömürünün amansız düşmanıydı.
* İnsanların faydası için, kendi rahatını terk ederdi,
* İnsanlara madde ve mevkisine göre değil, takvâ ve ahlâkına göre değer verirdi.
* İlim-irfan âdab-erkân şiârıydı.
* Hayatı iman ve cihad olarak görmüştür,
* Cahil bir toplumu, dünyanın en insâni, en müreffeh devleti haline getirmiştir, O'nun tebliğ ettiği İslam Nizamı'nı hayatlarına gerçek mânasıyla tatbik eden cemiyetler, yine aynı şekilde dünyanın ve insanlığın efendisi olurlar,
* Modern medeniyetin öncüsü ve insanlığın manevi mimarıdır.
* İlk defa insan haklarını tam manâsıyla o açıklamış ve bunu tatbik etmiştir.

Rasulullah (s.a.s.) her yönden örnek alınacak en mükemmel insandır, Her müslümanın O'nu en güzel şekilde öğrenip tanıması; Onun yüce ahlâkını yaşamaya ve yaşatmaya çalışması lazımdır, Çünkü O'nun ahlâkı, Kur'ân ahlâkı idi. Hz. Âişe (r,anha) Validemize, Sahabeler Rasulullah'ın (s.a.s.) ahlâkını sordular. Buyurdu ki : "Siz Kur'ân okumuyor musunuz Allah Rasulü (s.a.s.)'nün ahlakı Kur'an idi"[4]
Şair Nabi şöyle diyor :
"Çalış, ehl-i kemâl ol, uyma her nâdân-ı gümraha, Baş eğ, el bağla, sonra gel Huzuru Hazreti Şâh'a."
Rasulullah (s.a.s.) Efendimizin çok yapmış olduğu dualarından biri şudur :
“Allah'ım: Fayda vermeyen ilimden, kabul olmayan amelden, müstecâb olmayan duadan sana sığınırım".
Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Ey mü'min, sende şu dört şey bulunursa dünyada kaybettiğin (elde edemediğin) şeylere üzülme:
Doğruluk ve sadakat, emanetlere riayet, güzel huy ve yüksek ahlâk, meşru çalışıp helalden kazanmak"[5]
Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi Peygamber Efendimize ve O'nu örnek edinenlerin üzerine olsun.

--------------------------------------------------------------------------------
[1] Et-Tac, C. 5
[2] 500 Hadis,N. Bilmen Sh. 179
[3] Sünen-i İbni Mâce, Bâbu'z-Zühd, C. 10
[4] Sahih-i Müslim, Müsafirin, 139
[5] Terğib ve Terhib, C. 4, Sh: 26

25/1/2008

HAKİKİ NAMAZ KILANLAR

Harun Reşid bir Ramazan günü Behlül'e tembih etti:

- Akşam namazında camiye git, namaza gelen herkesi iftara davet et.

Akşam oldu, namaz kılındı, namazdan sonra Behlül 5-10 kişilik bir grupla çıka geldi. Harun Reşid şaşırdı:

- Behlül bunlar kim? Ben sana namaza gelen herkesi saraya iftara çağır diye tembih etmedim mi? Sen o kadar cemaatin arasından bir sofralık bile adam getirmemişsin..

- Efendimiz, siz bana camiye gelenleri değil, namaza gelenleri iftara çağır dediniz. Namazdan sonra bendeniz cami kapısında durdum, çıkan herkese hocanın namaz kıldırırken hangi sureyi okuduğunu sordum. Onu da yalnız bu getirdiğim kişiler bildi. Camiye gelen çoktu ama namaza gelen demek ki yalnız bunlarmış.

http://hikaye.ihya.org/kissadanhisseler.php?t2=oku&an=&sn=1561#ihya-1561


Arkadaşlarım

Tavsiye Siteler

Blogcu ile yapıldı
www.ihya.org
Popüler Siteler PageRank
www.ihya.org
islami Siteler islamiHit.com Toplist100